Beni ben yapan unsurların başında geliyorsun artık.Hayatıma hoşgeldin.. sevgilim..
Sevgilim
Şunu farkettim ki ben seninle tamım.Yaşadığım her şey seninle daha bir güzel, daha bir farklı, öncekine göre daha bir huzurlu sanki.Sen yanımdayken aldığım soluk daha bir ferah, tatlı.Gülüşüm daha bir parlak, daha bir içten.Güzel duygularmış bunlar.Unutmuşum epeydir.İnsanın kendisini bir başka bedende, bir başka gülüşte bulabilmesi yüreğini sıcacık yapıyormuş.O kişinin her zaman ne olursa olsun yanında olacağını bilmek güven kelimesinin tam karşılığıymış.Kısacası her şey daha bir, daha bir, daha bir..
Kızım..
Geçen gece odamda otururken odamın kapısı çalındı.Şaşırdım.Evde kimse yoktu.Korkarak 'gel' dedim.Kapı açıldı.Beş bilemedin altı yaşlarında küçük, dünyalar tatlısı bir kız girdi içeriye.Minicik bir elbise giymişti.Dalga dalga, ışıl ışıl, insanın içini huzurla dolduran saçları vardı.Bakışları biraz mahçupçaydı.Ama yüzüne o tatlı ifadeyi veren de buydu.Gözleri..
Ona kimsin diye sormadım.Gerek duymadım buna.Çünkü kapıdan ilk girdiği andan itibaren zaten biliyordum kim olduğunu.
Kızımdı gelen.
Gözlerim tarifsiz,yemyeşil yaşlarla doldu, ama gülümsüyordum.Gözleri annesinin gözleriydi.Annesini daha tanımasam da biliyordum bunu.Usulca geldi yanıma.Dizime oturdu.Küçücük elleriyle gözümdeki yaşları sildi.Bense büyülenmiş gibi onu izliyordum.Sesim, içimde bir yerlerde kaybolmuştu sanki.Konuşamıyordum.Başını göğsüme yaslası.'Baba' dedi.'Annem Ankara'da değil sen daha niye burada duruyorsun.Gitsene annemin yanına, bulsana onu.' dedi.Sesi maviydi.Dünyadaki tüm kuşların aynı anda şakıması gibiydi.Büyülenmiş bir şekilde onu izlerken benden bir cevap beklediğini farkettim.Sesimi kaybolduğu yerden geri getirmeye çalışarak 'Tamam kızım.' diyebildim.Gülümsedi.Doğrulup bana sıkıca sarıldı.Yanağıma bir öpücük kondurdu ve hiçbir şey söylemeden odadan çıkıp gitti.
Gitme vakti geldi buralardan.Kızım öyle istiyor..
Falan Filan
Son iki senenin bende neleri değiştirdiğini görme fırsatım oldu son günlerde.İlişkilere karşı olan bakış açımı sorguladım ister istemez.Kendiliğinde oldu.Ben bir şey yapmadım.Eskiden her şey daha kolaymış.Daha sadeymiş, basitmiş.Gördüklerimi hiç görmemiş, yaşadıklarımı hiç yaşamamış olmayı dilerdim.Her şey basit kalsaydı keşke.Dünya yine kirli olsaydı, ama ben bunu hiç görmeseydim keşke.Görünce bünyemde çok enteresan yansımaları oldu çünkü.Bugün bir arkadaşım 'Eski Yiğit olsa böyle mi yapardı.' dedi.Ortada bir 'Eski Yiğit' var.Bir de ben varım.Yani şimdiki Yiğit.Eee hangimiz gerçek ben şimdi?Kendimi tanımakta zorlanıyorum.Bu da gördüğüm ve yaşadığım şeylere karşı bünyemin verdiği tepkilerden kaynaklanıyor.Falan filan işte ya..
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Küçük İskender
Uzun süredir canım blogumda yazı yayınlamıyorum.halbuki bu uzun arada neler neler yazdım... yayınlamak için içim içimi yiyor ama zamanı var.herşeyin olduğu gibi bunların da zamanı var....
Uzun süredir canım blogumda yazı yayınlamıyorum.halbuki bu uzun arada neler neler yazdım... yayınlamak için içim içimi yiyor ama zamanı var.herşeyin olduğu gibi bunların da zamanı var....
(şehirlerarası otobüs yolculuklarımdan birinde,bir mola esnasında..)
keşke seninle ortalama bir sigara ve şekerli çayın birbirine yakıştığı kadar yakışabilseydik.
ama sen şekersizdin,
ben de sana göre çok ağır bir sigaraydım.
sana her ne kadar şeker kattıysam da kabul etmedi bünyen tedaviyi.
öyle kalmaya kararlıydın.
sana demli ve acı olmanın güzel olduğu öğretilmişti.
ne yazık ki..
ben de,
hep öksürttüm seni.
evet tiryakiydin,
ama beni içebilecek kadar tiryaki değildin.
dumanım çok yoğun geldi sana.
beni yakarken aldığın zevki,
içerken alamadın.
boğdu seni yoğunluğum.
evet,sigaraya çok aşıktın ama..
ama ben çok ağırdım.
belki de senin beni içiş tarzın beni tatmin etmedi.
birkaç nefeslik ömrümün heba olduğunu düşündüm senin ciğerlerinde belki de.
ne yazık ki..
şimdi,
sen,
basit bir bira olmaya karar verdin.
acı,başdöndürücü ve yalnız..
bense,
yine aynı ağır sigarayım.
kazananı kim oldu peki bu aşkın?
onu bilmiyorum.bilemem.
ama kaybeden ortalama bir sigara ve şekerli çayın aşkı oldu.
ne yazık ki..
keşke seninle ortalama bir sigara ve şekerli çayın birbirine yakıştığı kadar yakışabilseydik.
ama sen şekersizdin,
ben de sana göre çok ağır bir sigaraydım.
sana her ne kadar şeker kattıysam da kabul etmedi bünyen tedaviyi.
öyle kalmaya kararlıydın.
sana demli ve acı olmanın güzel olduğu öğretilmişti.
ne yazık ki..
ben de,
hep öksürttüm seni.
evet tiryakiydin,
ama beni içebilecek kadar tiryaki değildin.
dumanım çok yoğun geldi sana.
beni yakarken aldığın zevki,
içerken alamadın.
boğdu seni yoğunluğum.
evet,sigaraya çok aşıktın ama..
ama ben çok ağırdım.
belki de senin beni içiş tarzın beni tatmin etmedi.
birkaç nefeslik ömrümün heba olduğunu düşündüm senin ciğerlerinde belki de.
ne yazık ki..
şimdi,
sen,
basit bir bira olmaya karar verdin.
acı,başdöndürücü ve yalnız..
bense,
yine aynı ağır sigarayım.
kazananı kim oldu peki bu aşkın?
onu bilmiyorum.bilemem.
ama kaybeden ortalama bir sigara ve şekerli çayın aşkı oldu.
ne yazık ki..
Serinlik vurdu korulara, canlandı serçelerim;
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.
Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.
Ülkü Tamer
ben iyi bir insan olmaya çalışıyorum.
olmam gereken insan olmak için çabalıyorum.
inkar ettiğim 'ben'i bulmak için uğraşıyorum.
annemi buldum ben
aptallık ediyorum
yaradanım yardım et!..
ben iyi bir insan olmaya çalışıyorum.
olmam gereken insan olmak için çabalıyorum.
inkar ettiğim 'ben'i bulmak için uğraşıyorum.
annemi buldum ben
aptallık ediyorum
yaradanım yardım et!..
Hiç Yaşanmamış Olan
dudaklarımın tenine her ziyaretinde benliğimden bir parça onun oluyor sanki.yavaş yavaş uzanıyorum ona düşüncelerimle.tek düşünebildiğim şey içimdeki sonsuzluğu haline geliyor.zihnim ona kendini teslim ettikçe daha çok öpüyorum onu.öptükçe körüklüyorum içimdeki bu arzuyu.sonsuz bir paradoks sanki bu.dudaklarım vücudunun her bir noktasında geziniyor.teni dünyadaki hiçbir kadının tenine benzemiyor.hiçbirini tatmasam da bundan sonuna kadar eminim.çünkü O,dünyadaki herhangi biri değil.çünkü dünyadaki başka hiçbir kadına ona beslediğim duyguları beslemiyorum.onun vücuduma dokunuşu,beni öpmesi o kadar gerçek ve doğaüstü bir duygu ki...dudaklarımız,birbirimize olan aşkımızı anlatmaya yarayan ilkel birer araç sadece.asıl olan aşkın verdiği bütün olma duygusu.benliğim yitiyor.o kadar muazzam bir duygu ki...ben tam olarak ben olmuyorum o an.o da kendisi değil o noktadan sonra.kişiliklerimiz,benliklerimiz,tenlerimiz,kokularımız ortak bir bütün haline geliyor.bir oluyoruz.tek bilinç haline geliyoruz.onun vücudu nerede bitiyor,benim benliğim nerede başlıyor,bu dudaklar,bu eller hangimizin?aşkın dansı haline geliyor bu noktadan sonraki oyun.
sevişmek...aşkı hissederek,her bir hücrene kadar duyumsayarak karşı tarafı.çok farklı bir durum cinselliği aşk vesilesiyle yaşamak.aşkın doğasında olan bu duyguyu,aşkla,onun paylaşımı için kullanmak.bir ihtiyaç olarak tanımlanan bu duyguyu,araç haline getirmek...
sevişmek...aşkı hissederek,her bir hücrene kadar duyumsayarak karşı tarafı.çok farklı bir durum cinselliği aşk vesilesiyle yaşamak.aşkın doğasında olan bu duyguyu,aşkla,onun paylaşımı için kullanmak.bir ihtiyaç olarak tanımlanan bu duyguyu,araç haline getirmek...
tri lay lay lom
ben seni her gördüğümde evde duvarları yumruklamak zorunda mıyım? ya da her seferinde aynı köşebaşında karşılaşmak zorunda mıyız? haa diyeceksin ki bu sefer ağlamadın.sadece bir iki yumruk savurdun duvarlara o kadar.bu büyük bir gelişmedir diyeceksin.deme yavrucum.deme güzelim.karşılaşmayalım.gerekirse tüm geçmişinle fiilen yok ol bu dünyadan.yeter ki karşılaşmayalım.ne bileyim Yeni Zellanda'ya taşınabilirsin mesela.ömrümün sonuna kadar oraya adım atmayacağıma dair yemin ederim bak git yerleş Yeni Zellanda'ya.şahane fikir.yeter ki çıkma karşıma.tek bir isteğim var yeter ki görmiyeyim seni artık.
çünkü..çünkü çok güzelsin be güzelim.çok çok güzelsin.çünkü seni her gördüğümde seni bırakıp gitmekle ne kadar büyük bir aptallık yapmışım diye düşünüyorum.ayrılmakla doğru yaptığımı mantığım biliyor ama böyle de bir güzellik kaçar mıydı be koca aptal diye kendime kızmadan da edemiyorum.evet sen benim için doğru kadın değildim.hiçbir zaman da olamayacaktın.ileride güzelliğin geçince beni çeken hiçbir tarafın kalmayacaktı.hiçbir ortak noktamız,bir paylaşım alanımız yoktu.yoktu yoktu yoktu!.
ama..ama çok güzelsin be güzelim.çok güzelsin be bitanem..yüzünün inanılmaz hatları,saçlarının Allah vergisi,doğal eşsizliği ve vücudunun o bir daha kimsede görebileceğimi sanmadığım muazzam kıvrım ve ölçüleri..(çok fazla betimleme de yapmak istemiyorum yeter bu kadar.çünkü onu bu kadar kısa bir yazıda betimlemeye kalkmak,yaradana yapılmış bir haksızlık olur)
öff sıkıldım.kafam dağıldı.iyiki ayrıldım lan senden.manyağın tekiydin.hiçbir boktan anlamaz,herşeyden çok anlarmış gibi vır vır konuşurdun boş boş.o kadar aptalca triplerin vardı ki seni gerçekten boğasım geliyordu.gerçekten ama.sakin adamımdır.insancıl adamımdır.sabırlı adamımdır.bana bile cinayet işlemeyi düşündürtebilecek kadar psikopattın.gerçek bir ruh hastasıydın.örnek vermeyeceğim ama benden istediğin şeyler o kadar saçmaydı ki,şaka olup olmadıklarından emin olabilmem için aradan birkaç saatin geçmesi gerekiyordu.oturup kalkmasını,nerede nasıl davranılacağını,nerde ne söylenip ne söylenilmemesi gerektiğini,hiçbirini zerre bilmezdin.patavatsızın tekiydin.tam bir dangalaktın.dar görüşlüydün.at gözlüklerinle gezerdin.annem babam dahil herkesten kıskanırdın beni.manyaklık derecesinde kıskançtın.yaptığım birşey için benim saatlerce ağzıma sıçar,sonra gider farkında olmadan aynı şeyi kendin yapardın.ardından da utanmadan konuyu geçiştirmeye çalışırdın.senin yüzünden güzel ülkemin koskoca bir coğrafi bölgesinden soğudum ben be!oh be! iyiki ayrılmışım lan senden!
yalnız yazıya nasıl başlamıştım,nasıl bitirdim.ben de anlamadım niye böyle oldu.ama iyi de oldu valla.normalde insanlara nefret kusmayı asla beceremeyen bir insanım.ama kusunca rahatlıyormuşum.şu an pırıl pırılım.gökyüzü falan bir değişik parlıyor,güneş daha bir ışıl ışıl sanki...
çünkü..çünkü çok güzelsin be güzelim.çok çok güzelsin.çünkü seni her gördüğümde seni bırakıp gitmekle ne kadar büyük bir aptallık yapmışım diye düşünüyorum.ayrılmakla doğru yaptığımı mantığım biliyor ama böyle de bir güzellik kaçar mıydı be koca aptal diye kendime kızmadan da edemiyorum.evet sen benim için doğru kadın değildim.hiçbir zaman da olamayacaktın.ileride güzelliğin geçince beni çeken hiçbir tarafın kalmayacaktı.hiçbir ortak noktamız,bir paylaşım alanımız yoktu.yoktu yoktu yoktu!.
ama..ama çok güzelsin be güzelim.çok güzelsin be bitanem..yüzünün inanılmaz hatları,saçlarının Allah vergisi,doğal eşsizliği ve vücudunun o bir daha kimsede görebileceğimi sanmadığım muazzam kıvrım ve ölçüleri..(çok fazla betimleme de yapmak istemiyorum yeter bu kadar.çünkü onu bu kadar kısa bir yazıda betimlemeye kalkmak,yaradana yapılmış bir haksızlık olur)
öff sıkıldım.kafam dağıldı.iyiki ayrıldım lan senden.manyağın tekiydin.hiçbir boktan anlamaz,herşeyden çok anlarmış gibi vır vır konuşurdun boş boş.o kadar aptalca triplerin vardı ki seni gerçekten boğasım geliyordu.gerçekten ama.sakin adamımdır.insancıl adamımdır.sabırlı adamımdır.bana bile cinayet işlemeyi düşündürtebilecek kadar psikopattın.gerçek bir ruh hastasıydın.örnek vermeyeceğim ama benden istediğin şeyler o kadar saçmaydı ki,şaka olup olmadıklarından emin olabilmem için aradan birkaç saatin geçmesi gerekiyordu.oturup kalkmasını,nerede nasıl davranılacağını,nerde ne söylenip ne söylenilmemesi gerektiğini,hiçbirini zerre bilmezdin.patavatsızın tekiydin.tam bir dangalaktın.dar görüşlüydün.at gözlüklerinle gezerdin.annem babam dahil herkesten kıskanırdın beni.manyaklık derecesinde kıskançtın.yaptığım birşey için benim saatlerce ağzıma sıçar,sonra gider farkında olmadan aynı şeyi kendin yapardın.ardından da utanmadan konuyu geçiştirmeye çalışırdın.senin yüzünden güzel ülkemin koskoca bir coğrafi bölgesinden soğudum ben be!oh be! iyiki ayrılmışım lan senden!
yalnız yazıya nasıl başlamıştım,nasıl bitirdim.ben de anlamadım niye böyle oldu.ama iyi de oldu valla.normalde insanlara nefret kusmayı asla beceremeyen bir insanım.ama kusunca rahatlıyormuşum.şu an pırıl pırılım.gökyüzü falan bir değişik parlıyor,güneş daha bir ışıl ışıl sanki...
Özgürlük
...
Sonra,aklımı karıştıran bir şey daha söyledi.
''Ben hayatım boyunca özgür bir insan oldum.Ama en çok Bursa Hapishanesi'nde özgürdüm.'' dedi.
...
Sonra,aklımı karıştıran bir şey daha söyledi.
''Ben hayatım boyunca özgür bir insan oldum.Ama en çok Bursa Hapishanesi'nde özgürdüm.'' dedi.
...
Yalancının Resmi - Memet Baydur
Çığlık
boğazlarım yırtılana kadar çığlık atmak istiyorum!
biliyorum siz de çoğu zaman yapmak istiyorsunuz bu eylemi.harika,çok rahatlatıcı falan evet ama olayın koptuğu nokta şurası.kimse benim attığım sebeple atmayacak o çığlığı.herkes kendi sebebiyle atacak çığlığını.kendi çığlık sebebiyle kusucak dünyaya zehrini.ne diyordum ben?!
tekilliğimi özledim ben!
birilerini düşünmemeyi özledim!
insanlar kırılmasın diye binbir şekile girmeden yaşamayı özledim!
rahatça,umarsızca hiç düşünmeden paylaşmayı özledim!
hissetmeyi özledim ya hissetmeyi!
biraz da kendim için yaşamam lazım artık.
şu ana kadar hep başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğumla takas ettim.
şimdiye kadar hep kendinden çok başkalarını düşünen insan modeli oldum.
karşılığında ne aldım?
-bu noktada hepberaber sıfatım huzurunda kahkahalara boğuluyoruz-
ama artık..
YOK!.
YOK! YOK! YOK! YOK! YOK!
kendimi düşünmenin hazzını tatmak istiyorum artık!..
Parça Parça
sıkıldım.bunaldım.patlamak da istemiyorum ama yakın olduğunu hissediyorum ne yazık ki.insanlar garip.bencil.duyarsız.itici!.kendimi insanlara bölmekten gerçekten sıkıldım.kendimi insanlara o kadar dağıttım ki parçalarımı toplamakta inanılmaz zorlanıyorum.dolayısıyla kendimi toplayamadığım için önümü dahi görmekte zorlanıyorum.yaşamım benim olmaktan çıktı artık sanki.insanlar bencil.benden aldıkları parçaları vermemekte ısrarcı.bunalıyorum.çığlığım sessiz.nefesim kesik..
Sildim Yazdım
yazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildim
sildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdım
yazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildim
sildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdım
yazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildim
oysa tek gayem özlemimi anlatmaktı,
yapamadım..
ama
sadece şunu söylemek bile rahatlatıcı.
özlüyorum!..
özlüyorum işte
sadece özlüyorum..
kişileri sildim,
vaziyeti yazdım.
sadece sildim ve yazdım.
sildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdım
yazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildim
sildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdım
yazdımsildimyazdımsildimyazdımsildimyazdımsildim
oysa tek gayem özlemimi anlatmaktı,
yapamadım..
ama
sadece şunu söylemek bile rahatlatıcı.
özlüyorum!..
özlüyorum işte
sadece özlüyorum..
kişileri sildim,
vaziyeti yazdım.
sadece sildim ve yazdım.
Pıff! canım sıkıldı kuş vuralım
yüreğim gerçekten boş.geçmişte duygusal ilişki içerisinde olduğum hiçkimseyi özleyemiyorum.eski aşklarımın hiçbiri beni hüzünlendiremiyor artık.işin garibi bu durumdan gayet memnunum.vaktimin çok büyük bir bölümünü kitaplarıma ayırıyorum.yazılar yazıyorum,siliyorum.tiradımı yazıyorum,dekor müzik ve kostümler üzerine kafa yoruyorum.edebiyatla yatıp edebiyatla kalkıyorum ki verdiği hazzın tarifsizliği beni susmaya itiyor.genel bakış açımın genişlediğini somut olarak hissedebiliyorum.kişisel gelişim(!).sonracığıma dostlarımla birlikte olmanın tadını çıkarıyorum.hayatımdan memnunum.beni bu huzurlu yaşamımdan mahrum etmeden hayatıma dahil olabilecek bir kız arkadaşın varlığına da şu an için açıkçası inanmıyorum.sevgili dediğimiz kavram,el ele bir kafeye gidip kola içerek vakit geçirmekten çok öte artık.neyse.burada susuyorum.biraz durmak lazım şimdilik.ağır sözler edicam yoksa.ileride daha sakin olduğum bir zaman bu konuya tekrar dönerim.çünkü objektifliğim yanımda değil şu an.
ileriki konu başlığımı şimdiden atıyorum:
ilişkiye bakış açısı,beklentiler.
ne istiyorum lan ben!
ileriki konu başlığımı şimdiden atıyorum:
ilişkiye bakış açısı,beklentiler.
ne istiyorum lan ben!
Üzgünüm
ona karşı hala tarifleri altüst edebilecek büyüklükte bir aşk besliyorum içimde
bunu biliyorum.
birdaha kimse aşka onun kadar yakışamayacak;
bendeki aşk kavramına onun kadar birebir oturamayacak hiçkimse belki de..
bunun da gayet net bir şekilde farkındayım.
ama;
kusura bakma sevgililerin en taze,en güzel,en kanayan,aşkı en hakedeni..
ben özgürlüğümü senden daha çok sevdim.
bana verdiğin sonsuz aşk,bana vurduğun kelepçelerin ağırlığını kaldırmakta aciz kaldı.
üzgünüm..
üzgünüm kelimesini belki de hayatımda ilk defa bu kadar içten sarfettim.
bunun için de ayrıca üzgünüm..
bunu biliyorum.
birdaha kimse aşka onun kadar yakışamayacak;
bendeki aşk kavramına onun kadar birebir oturamayacak hiçkimse belki de..
bunun da gayet net bir şekilde farkındayım.
ama;
kusura bakma sevgililerin en taze,en güzel,en kanayan,aşkı en hakedeni..
ben özgürlüğümü senden daha çok sevdim.
bana verdiğin sonsuz aşk,bana vurduğun kelepçelerin ağırlığını kaldırmakta aciz kaldı.
üzgünüm..
üzgünüm kelimesini belki de hayatımda ilk defa bu kadar içten sarfettim.
bunun için de ayrıca üzgünüm..
Ankara
Ankara'yı özledim!!
Ankara'ya dair her şeyi özledim..
bir şehri bu kadar sevebileceğimi hiç tahmin etmezdim.özellikle de bu şehir Ankara ise..
orada yaşamaya başlamadan önce mizaç olarak hep soğuk gelirdi bana Ankara.Ankara'yı takım elbiseli,üzerine sürekli kar yağan,paltosu ve şapkasıyla buz mavisi bir şehir olarak kurardım kafamda hep.
Ankara'ya ilk gidişimin üzerinden tam bir yıl geçti diyebiliriz şu aralar.ve ben o bir yılda o şehre öyle bir bağlandım ki,şu an bu duruma ben bile şaşırıyorum.
bir insanı bir şehre bağlayan şey o şehirde yaşananlar,paylaşılanlar ve o şehrin ruhu oluyor kanaatimce.Ankara yaşıyor benim gözümde.bir karakteri var.biraz soğuk,resmi ama içinde turuncu,sarı,her tondan kahverengi ve beyaz renkleri iç içe barındıran çok duygusal bir şehir aynı zamanda.tam bir melankoli şehri.grisi insanın içine işliyor.ama bu gri boğucu bir durum ortaya koymaktan ziyade,çok sevdiğim gökyüzüne benziyor bende.sonsuz mavi gökyüzü yerine,sonsuz gri Ankara..
hüznü çok iyi bilen görmüş geçirmiş bir şehir Ankara.yaşlı biraz da.direnmeye çalışıyor hayata her dokunuşuyla.kırlaşmış saçlarıyla sanatı da barındırıyor bünyesinde,politikayı da.tam bir edebiyat aşığı.Tunalı Hilmi caddesi en sevdiği romanı onun.Sakarya caddesi de en beğendiği uyaksız şiiri.Yüksel ve Konur caddeleri her gün izlediği gündüz oyunları.Karanfil sokak ise suaresi.gözü yaşlı olur genelde Ankara'nın,ağlar durmadan,sevdiklerindedir aklı hep..
benim de aklım genelde sevdiklerimde oluyor Ankara'da.özellikle yalnız kaldığımda.tam bir melankoli şehri demiştim ya Ankara için,yalnız kalınca insanın üzerine bir örtü gibi örtüyor işte bu melankoliyi bu şehir.geride bıraktıklarımı düşünüyorum.kazandıklarımı,kaybettiklerimi ya da avucumun içinden kayıp düşenleri.o şehirde geçirdiğim güzel anları düşünüyorum yalnızlığımda.o güzel anları geçirdiğim insanlardan şimdi hayatımda olmayanları düşünüyorum.olanları.birdaha asla olamayacak olanları..aşırı duygusal bir insan olmamdan kaynaklanan doğal bir durumla bunları düşündükçe ağlıyorum.şimdiye kadar en çok da 'Ankara' kelimesi söylendiği zaman aklıma gelen ilk kişi olan şahsa ağlamışımdır Ankara'da.benim için bir zamanlar Ankara'nın kendisi olan kişi için.yaşanan güzel günlerin gün gelip ileride insana acı vermesi ne kadar da acımasızca aslında.o an bunun farkında olmadan dünyanın en mutlu insanısın.ama devran dönüp işler terse binince,o bir zamanlar en güzel olan vakit şimdi en çok acı veren anıya dönüşüyor.sadece şunu söyleyebilirim bu saatten sonra;Ankara'da aşkı yaşamak da,acısını çekmek de gerçekten bambaşka..
ve yaşanılan öğrenci hayatının getirdiği çıkarsız dostlukları bu şehrin.Ankara'nın karında,elde sigarayla ve elimizdeki tek ısı kaynağı içtenliğimizle yapılan sohbetlerle ısınmaya çalışmak.her gece tok yatmasak da,ertesi gün bir şekilde karnımızı doyuracağımızı bilmek.Ankara'da..
dilimi döndürebilip Ankara hakkındaki duygularımın bir kısmını dahi dökebilmişsem şu sayfaya,ne mutlu bana.
Ankara'ya dair her şeyi özledim..
bir şehri bu kadar sevebileceğimi hiç tahmin etmezdim.özellikle de bu şehir Ankara ise..
orada yaşamaya başlamadan önce mizaç olarak hep soğuk gelirdi bana Ankara.Ankara'yı takım elbiseli,üzerine sürekli kar yağan,paltosu ve şapkasıyla buz mavisi bir şehir olarak kurardım kafamda hep.
Ankara'ya ilk gidişimin üzerinden tam bir yıl geçti diyebiliriz şu aralar.ve ben o bir yılda o şehre öyle bir bağlandım ki,şu an bu duruma ben bile şaşırıyorum.
bir insanı bir şehre bağlayan şey o şehirde yaşananlar,paylaşılanlar ve o şehrin ruhu oluyor kanaatimce.Ankara yaşıyor benim gözümde.bir karakteri var.biraz soğuk,resmi ama içinde turuncu,sarı,her tondan kahverengi ve beyaz renkleri iç içe barındıran çok duygusal bir şehir aynı zamanda.tam bir melankoli şehri.grisi insanın içine işliyor.ama bu gri boğucu bir durum ortaya koymaktan ziyade,çok sevdiğim gökyüzüne benziyor bende.sonsuz mavi gökyüzü yerine,sonsuz gri Ankara..
hüznü çok iyi bilen görmüş geçirmiş bir şehir Ankara.yaşlı biraz da.direnmeye çalışıyor hayata her dokunuşuyla.kırlaşmış saçlarıyla sanatı da barındırıyor bünyesinde,politikayı da.tam bir edebiyat aşığı.Tunalı Hilmi caddesi en sevdiği romanı onun.Sakarya caddesi de en beğendiği uyaksız şiiri.Yüksel ve Konur caddeleri her gün izlediği gündüz oyunları.Karanfil sokak ise suaresi.gözü yaşlı olur genelde Ankara'nın,ağlar durmadan,sevdiklerindedir aklı hep..
benim de aklım genelde sevdiklerimde oluyor Ankara'da.özellikle yalnız kaldığımda.tam bir melankoli şehri demiştim ya Ankara için,yalnız kalınca insanın üzerine bir örtü gibi örtüyor işte bu melankoliyi bu şehir.geride bıraktıklarımı düşünüyorum.kazandıklarımı,kaybettiklerimi ya da avucumun içinden kayıp düşenleri.o şehirde geçirdiğim güzel anları düşünüyorum yalnızlığımda.o güzel anları geçirdiğim insanlardan şimdi hayatımda olmayanları düşünüyorum.olanları.birdaha asla olamayacak olanları..aşırı duygusal bir insan olmamdan kaynaklanan doğal bir durumla bunları düşündükçe ağlıyorum.şimdiye kadar en çok da 'Ankara' kelimesi söylendiği zaman aklıma gelen ilk kişi olan şahsa ağlamışımdır Ankara'da.benim için bir zamanlar Ankara'nın kendisi olan kişi için.yaşanan güzel günlerin gün gelip ileride insana acı vermesi ne kadar da acımasızca aslında.o an bunun farkında olmadan dünyanın en mutlu insanısın.ama devran dönüp işler terse binince,o bir zamanlar en güzel olan vakit şimdi en çok acı veren anıya dönüşüyor.sadece şunu söyleyebilirim bu saatten sonra;Ankara'da aşkı yaşamak da,acısını çekmek de gerçekten bambaşka..
ve yaşanılan öğrenci hayatının getirdiği çıkarsız dostlukları bu şehrin.Ankara'nın karında,elde sigarayla ve elimizdeki tek ısı kaynağı içtenliğimizle yapılan sohbetlerle ısınmaya çalışmak.her gece tok yatmasak da,ertesi gün bir şekilde karnımızı doyuracağımızı bilmek.Ankara'da..
'Öyle deme
Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
Bu kadar insanın neden Ankara'yı sevdiğini anlamadan
Ankara'da yaşamak..'
Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
Bu kadar insanın neden Ankara'yı sevdiğini anlamadan
Ankara'da yaşamak..'
Yılmaz Erdoğan
dilimi döndürebilip Ankara hakkındaki duygularımın bir kısmını dahi dökebilmişsem şu sayfaya,ne mutlu bana.
Koku
insanın kokusu ne acayip birşey değil mi?öyle parfümden falan bahsetmiyorum.o her insanın parmak izi gibi olan,o değişmeyen ten kokusu bahsettiğim.o ne büyüleyici bir şey,resmen bir lütuf insanoğluna bağışlanan.
yeni bir ilişkiye başladığımda beni ilk sarıp sarmalayan şey sevdiğimin teninin kokusu olur.benim için öyle vazgeçilmez birşey haline gelir ki zaman içerisinde,bağımlısı olurum resmen.onun kokusuyla uyumak.ertesinde sabah gözlerimi açtığım ilk anda o dünyanın en güzel kokusuyla uyanmak cennete gözlerimi açmak gibi gelir bana.aklım başka tüm düşünceleri siler.sadece o koku vardır tüm benliğimde ve sevdiğimin sıcaklığı.sanırım o koku en çok insan uyanır uyanmaz salgılanıyor.ya da ben öyle hissediyorum.sevdiğim ben onun uyuyuşunu izlerken gözlerini gözlerime açıp,dünyada var olan herşeyi insanın aklından silebilecek gülümsemesiyle bana gülümseyip sarıldığı anda,o sıcaklık ve koku inanılmaz bir boyuta ulaşıyor ve beynime resmen hükmediyor.o an sonsuza kadar yaşansın istiyorum.içinizde milyonlarca kelebeğin aynı anda kanat çırpmaya başladığını düşünün.benim öyle hissetmeme sebep oluyor bu an.belki de ayrılık hançeri gelip bizi ikiye ayırdığı zaman bu koku yüzünden bu kadar acı çekiyorum.o kokuya olan bağımlılığım yüzünden.unutmak zorunda kalan her insanoğlunun çektiği azabı çeken bendeniz,belki de bu koku yüzünden bu kadar kendimi heder ediyorum unutma safhasında.gün geliyor ayrılığı kabullenmiş,daha doğrusu kabullenmek zorunda kalmış olarak devam ettiğim hayatımda çok alakasız bir yerde o koku burnama,beynime,tüm hücrelerime ani bir baskınla geri geliyor.kelimenin tam manasıyla mal olup kalıyorum orada.acaba 'O' burada mı diye etrafıma bakınıyorum.orada olmuyor.. sonra bunun beynimin bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüyorum.başka bir açıklaması yok çünkü bu durumun.'O' orada da değil,hayatımda da.. ve artık hiçbir zaman hayatımda 'O' bir yer dolduramayacak...
şaşırdığım bir mevzudur ki insanlar acaba bir insandan ayrılıp ertesi gün ya da birkaç gün sonra nasıl oluyor da başka bir insanla yeni bir ilişkiye başlayabiliyor.gerçekten beni şaşkınlıktan şoke eden bir durum.bir insanın kokusunu,onca yaşanmışlığı nasıl olabiliyor da bir çırpıda atabiliyorlar zihinlerinden,daha doğrusu yüreklerinden.ben bir ilişkiden çıktığım zaman,o ilişki içimde uzun süre yaşamaya devam eder.'O' olmasa da hayatımda,benim içimde vardır hala.anımlarım vardır başucumda beni asla yalnız bırakmayan.onun kokusu vardır bana verdiği bir tokasında ya da sıradan bir t-shirtünde.ben onlarla içimde ilişkime devam ederim bittiği yerden.yaşadığım her ayrılık,benim içimde yaşamaya başlayacağım bir ilişkiye anahtar olur aslında.kolay unutamam hiçbir zaman.kendime bakıyorum,bir de insanlara ve acaba yanlış yapan ben miyim diyorum.aşk kavramının bu kadar ayağa düştüğü,duyulan sevginin ölçüsünün olduğu böyle bir dünya beni psikolojik olarak gerçekten yoruyor.evet ben çok hassas ve duygusal bir insanım ve dokunsanız ağlarım..
yazdıkça yazasım geliyor,konudan konuya geçiyorum ama olsun.böylesini seviyorum ben.yazmak cidden iç rahatlatıcı bir olaymış bunu anladım.görüşmek dileğiyle.
yeni bir ilişkiye başladığımda beni ilk sarıp sarmalayan şey sevdiğimin teninin kokusu olur.benim için öyle vazgeçilmez birşey haline gelir ki zaman içerisinde,bağımlısı olurum resmen.onun kokusuyla uyumak.ertesinde sabah gözlerimi açtığım ilk anda o dünyanın en güzel kokusuyla uyanmak cennete gözlerimi açmak gibi gelir bana.aklım başka tüm düşünceleri siler.sadece o koku vardır tüm benliğimde ve sevdiğimin sıcaklığı.sanırım o koku en çok insan uyanır uyanmaz salgılanıyor.ya da ben öyle hissediyorum.sevdiğim ben onun uyuyuşunu izlerken gözlerini gözlerime açıp,dünyada var olan herşeyi insanın aklından silebilecek gülümsemesiyle bana gülümseyip sarıldığı anda,o sıcaklık ve koku inanılmaz bir boyuta ulaşıyor ve beynime resmen hükmediyor.o an sonsuza kadar yaşansın istiyorum.içinizde milyonlarca kelebeğin aynı anda kanat çırpmaya başladığını düşünün.benim öyle hissetmeme sebep oluyor bu an.belki de ayrılık hançeri gelip bizi ikiye ayırdığı zaman bu koku yüzünden bu kadar acı çekiyorum.o kokuya olan bağımlılığım yüzünden.unutmak zorunda kalan her insanoğlunun çektiği azabı çeken bendeniz,belki de bu koku yüzünden bu kadar kendimi heder ediyorum unutma safhasında.gün geliyor ayrılığı kabullenmiş,daha doğrusu kabullenmek zorunda kalmış olarak devam ettiğim hayatımda çok alakasız bir yerde o koku burnama,beynime,tüm hücrelerime ani bir baskınla geri geliyor.kelimenin tam manasıyla mal olup kalıyorum orada.acaba 'O' burada mı diye etrafıma bakınıyorum.orada olmuyor.. sonra bunun beynimin bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüyorum.başka bir açıklaması yok çünkü bu durumun.'O' orada da değil,hayatımda da.. ve artık hiçbir zaman hayatımda 'O' bir yer dolduramayacak...
şaşırdığım bir mevzudur ki insanlar acaba bir insandan ayrılıp ertesi gün ya da birkaç gün sonra nasıl oluyor da başka bir insanla yeni bir ilişkiye başlayabiliyor.gerçekten beni şaşkınlıktan şoke eden bir durum.bir insanın kokusunu,onca yaşanmışlığı nasıl olabiliyor da bir çırpıda atabiliyorlar zihinlerinden,daha doğrusu yüreklerinden.ben bir ilişkiden çıktığım zaman,o ilişki içimde uzun süre yaşamaya devam eder.'O' olmasa da hayatımda,benim içimde vardır hala.anımlarım vardır başucumda beni asla yalnız bırakmayan.onun kokusu vardır bana verdiği bir tokasında ya da sıradan bir t-shirtünde.ben onlarla içimde ilişkime devam ederim bittiği yerden.yaşadığım her ayrılık,benim içimde yaşamaya başlayacağım bir ilişkiye anahtar olur aslında.kolay unutamam hiçbir zaman.kendime bakıyorum,bir de insanlara ve acaba yanlış yapan ben miyim diyorum.aşk kavramının bu kadar ayağa düştüğü,duyulan sevginin ölçüsünün olduğu böyle bir dünya beni psikolojik olarak gerçekten yoruyor.evet ben çok hassas ve duygusal bir insanım ve dokunsanız ağlarım..
yazdıkça yazasım geliyor,konudan konuya geçiyorum ama olsun.böylesini seviyorum ben.yazmak cidden iç rahatlatıcı bir olaymış bunu anladım.görüşmek dileğiyle.
!
Murathan Mungan - Yalnız bir opera
yıllardır hiç sıkılmadan tekrar tekrar okuduğum bir şiir.hayatımın sonuna kadar da sıkılacağımı sanmıyorum.Arnold Wesker in Dört mevsim adında bir oyunu var.aşkın 4 mevsimini anlatan,yaşatan bir tiyatro oyunu.oyunun karakterleri Adam ve Beatrice'in aşkı,tüm aşkların bir yansıması olarak çıkıyor karşımıza oyunda.Yalnız bir opera da aynen bu tadı veriyor okuyana.neyse.bence şiir süper işte ben çok seviyorum tavsiyemdir lafı uzatmayayım daha fazla okunsun.yalnız biraz uzun bir şiir ama sıkılmadan okunduğu için problem olmuyor.öyle işte.böyleyken böyle.biraz da saçmalayasım geldi canım sıkıldı yapıcak bişey bulamadım son birkaç cümlem okunmasa da olur yani.ama buraya kadar okuyan insan için biraz geç bir uyarı oldu ama neyse.şimdi nasılsa bu benim blogum istediğim kadar yazarım çok afedersiniz bokunu bile çıkarabilirim ya süper bişey bak okuyan da hala okuyo saçmaladığımın farkında ama devam ediyo merak işte.o değil de o türkcell reklamı ne gergin ne gereksiz bi reklam merak deyince aklıma geldi,titreme geldi.uzattıkça uzatasım var.hani uzatsan uzatırım da hani.sabaha kadar yazarım can sıkıntısından iki saniye de elim boş durmaz.sayfalar sürebilecek saçmalık dökecek kadar canım sıkıldı.ama yapmiycam.konuya nerden girdim nerden çıktım yazıklar olsun bana.ama benim blogum olduğuna göre istediğimi de yazabileceğime göre olmasın yazıklar.uzun lafın kısası şiir giderli bir şiir,iyiden de iyi bir şiir,cidden okunması gereken bir şiir.anafikrimiz bu olsun.ben sigara içicem görüşmek dileğiyle.leş geyik yapasım varmış onu anladım!
yıllardır hiç sıkılmadan tekrar tekrar okuduğum bir şiir.hayatımın sonuna kadar da sıkılacağımı sanmıyorum.Arnold Wesker in Dört mevsim adında bir oyunu var.aşkın 4 mevsimini anlatan,yaşatan bir tiyatro oyunu.oyunun karakterleri Adam ve Beatrice'in aşkı,tüm aşkların bir yansıması olarak çıkıyor karşımıza oyunda.Yalnız bir opera da aynen bu tadı veriyor okuyana.neyse.bence şiir süper işte ben çok seviyorum tavsiyemdir lafı uzatmayayım daha fazla okunsun.yalnız biraz uzun bir şiir ama sıkılmadan okunduğu için problem olmuyor.öyle işte.böyleyken böyle.biraz da saçmalayasım geldi canım sıkıldı yapıcak bişey bulamadım son birkaç cümlem okunmasa da olur yani.ama buraya kadar okuyan insan için biraz geç bir uyarı oldu ama neyse.şimdi nasılsa bu benim blogum istediğim kadar yazarım çok afedersiniz bokunu bile çıkarabilirim ya süper bişey bak okuyan da hala okuyo saçmaladığımın farkında ama devam ediyo merak işte.o değil de o türkcell reklamı ne gergin ne gereksiz bi reklam merak deyince aklıma geldi,titreme geldi.uzattıkça uzatasım var.hani uzatsan uzatırım da hani.sabaha kadar yazarım can sıkıntısından iki saniye de elim boş durmaz.sayfalar sürebilecek saçmalık dökecek kadar canım sıkıldı.ama yapmiycam.konuya nerden girdim nerden çıktım yazıklar olsun bana.ama benim blogum olduğuna göre istediğimi de yazabileceğime göre olmasın yazıklar.uzun lafın kısası şiir giderli bir şiir,iyiden de iyi bir şiir,cidden okunması gereken bir şiir.anafikrimiz bu olsun.ben sigara içicem görüşmek dileğiyle.leş geyik yapasım varmış onu anladım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


