4 döküntü

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


Küçük İskender



Uzun süredir canım blogumda yazı yayınlamıyorum.halbuki bu uzun arada neler neler yazdım... yayınlamak için içim içimi yiyor ama zamanı var.herşeyin olduğu gibi bunların da zamanı var....
0 döküntü

TURKCELL SÜPER LİG 2009-2010 SEZONU ŞAMPİYONU

BURSASPOR


BİR ANADOLU TAKIMININ BİLEĞİNİN HAKKIYLA ŞAMPİYONLUĞU ALMASINA TANIK OLMAK İNANILMAZ BİR DUYGU.BİR FUTBOLSEVER OLARAK ÇOK GURURLANDIM VE MUTLU OLDUM.
TEBRİKLER BURSA!

0 döküntü

(şehirlerarası otobüs yolculuklarımdan birinde,bir mola esnasında..)

keşke seninle ortalama bir sigara ve şekerli çayın birbirine yakıştığı kadar yakışabilseydik.
ama sen şekersizdin,
ben de sana göre çok ağır bir sigaraydım.
sana her ne kadar şeker kattıysam da kabul etmedi bünyen tedaviyi.
öyle kalmaya kararlıydın.
sana demli ve acı olmanın güzel olduğu öğretilmişti.
ne yazık ki..

ben de,
hep öksürttüm seni.
evet tiryakiydin,
ama beni içebilecek kadar tiryaki değildin.
dumanım çok yoğun geldi sana.
beni yakarken aldığın zevki,
içerken alamadın.
boğdu seni yoğunluğum.
evet,sigaraya çok aşıktın ama..
ama ben çok ağırdım.
belki de senin beni içiş tarzın beni tatmin etmedi.
birkaç nefeslik ömrümün heba olduğunu düşündüm senin ciğerlerinde belki de.
ne yazık ki..

şimdi,

sen,
basit bir bira olmaya karar verdin.
acı,başdöndürücü ve yalnız..

bense,
yine aynı ağır sigarayım.

kazananı kim oldu peki bu aşkın?
onu bilmiyorum.bilemem.
ama kaybeden ortalama bir sigara ve şekerli çayın aşkı oldu.
ne yazık ki..
1 döküntü

Serinlik vurdu korulara, canlandı serçelerim;
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.
Ülkü Tamer

ben iyi bir insan olmaya çalışıyorum.
olmam gereken insan olmak için çabalıyorum.
inkar ettiğim 'ben'i bulmak için uğraşıyorum.
annemi buldum ben
aptallık ediyorum
yaradanım yardım et!..

Hiç Yaşanmamış Olan

2 döküntü

dudaklarımın tenine her ziyaretinde benliğimden bir parça onun oluyor sanki.yavaş yavaş uzanıyorum ona düşüncelerimle.tek düşünebildiğim şey içimdeki sonsuzluğu haline geliyor.zihnim ona kendini teslim ettikçe daha çok öpüyorum onu.öptükçe körüklüyorum içimdeki bu arzuyu.sonsuz bir paradoks sanki bu.dudaklarım vücudunun her bir noktasında geziniyor.teni dünyadaki hiçbir kadının tenine benzemiyor.hiçbirini tatmasam da bundan sonuna kadar eminim.çünkü O,dünyadaki herhangi biri değil.çünkü dünyadaki başka hiçbir kadına ona beslediğim duyguları beslemiyorum.onun vücuduma dokunuşu,beni öpmesi o kadar gerçek ve doğaüstü bir duygu ki...dudaklarımız,birbirimize olan aşkımızı anlatmaya yarayan ilkel birer araç sadece.asıl olan aşkın verdiği bütün olma duygusu.benliğim yitiyor.o kadar muazzam bir duygu ki...ben tam olarak ben olmuyorum o an.o da kendisi değil o noktadan sonra.kişiliklerimiz,benliklerimiz,tenlerimiz,kokularımız ortak bir bütün haline geliyor.bir oluyoruz.tek bilinç haline geliyoruz.onun vücudu nerede bitiyor,benim benliğim nerede başlıyor,bu dudaklar,bu eller hangimizin?aşkın dansı haline geliyor bu noktadan sonraki oyun.
sevişmek...aşkı hissederek,her bir hücrene kadar duyumsayarak karşı tarafı.çok farklı bir durum cinselliği aşk vesilesiyle yaşamak.aşkın doğasında olan bu duyguyu,aşkla,onun paylaşımı için kullanmak.bir ihtiyaç olarak tanımlanan bu duyguyu,araç haline getirmek...

tri lay lay lom

6 döküntü

ben seni her gördüğümde evde duvarları yumruklamak zorunda mıyım? ya da her seferinde aynı köşebaşında karşılaşmak zorunda mıyız? haa diyeceksin ki bu sefer ağlamadın.sadece bir iki yumruk savurdun duvarlara o kadar.bu büyük bir gelişmedir diyeceksin.deme yavrucum.deme güzelim.karşılaşmayalım.gerekirse tüm geçmişinle fiilen yok ol bu dünyadan.yeter ki karşılaşmayalım.ne bileyim Yeni Zellanda'ya taşınabilirsin mesela.ömrümün sonuna kadar oraya adım atmayacağıma dair yemin ederim bak git yerleş Yeni Zellanda'ya.şahane fikir.yeter ki çıkma karşıma.tek bir isteğim var yeter ki görmiyeyim seni artık.
çünkü..çünkü çok güzelsin be güzelim.çok çok güzelsin.çünkü seni her gördüğümde seni bırakıp gitmekle ne kadar büyük bir aptallık yapmışım diye düşünüyorum.ayrılmakla doğru yaptığımı mantığım biliyor ama böyle de bir güzellik kaçar mıydı be koca aptal diye kendime kızmadan da edemiyorum.evet sen benim için doğru kadın değildim.hiçbir zaman da olamayacaktın.ileride güzelliğin geçince beni çeken hiçbir tarafın kalmayacaktı.hiçbir ortak noktamız,bir paylaşım alanımız yoktu.yoktu yoktu yoktu!.
ama..ama çok güzelsin be güzelim.çok güzelsin be bitanem..yüzünün inanılmaz hatları,saçlarının Allah vergisi,doğal eşsizliği ve vücudunun o bir daha kimsede görebileceğimi sanmadığım muazzam kıvrım ve ölçüleri..(çok fazla betimleme de yapmak istemiyorum yeter bu kadar.çünkü onu bu kadar kısa bir yazıda betimlemeye kalkmak,yaradana yapılmış bir haksızlık olur)

öff sıkıldım.kafam dağıldı.iyiki ayrıldım lan senden.manyağın tekiydin.hiçbir boktan anlamaz,herşeyden çok anlarmış gibi vır vır konuşurdun boş boş.o kadar aptalca triplerin vardı ki seni gerçekten boğasım geliyordu.gerçekten ama.sakin adamımdır.insancıl adamımdır.sabırlı adamımdır.bana bile cinayet işlemeyi düşündürtebilecek kadar psikopattın.gerçek bir ruh hastasıydın.örnek vermeyeceğim ama benden istediğin şeyler o kadar saçmaydı ki,şaka olup olmadıklarından emin olabilmem için aradan birkaç saatin geçmesi gerekiyordu.oturup kalkmasını,nerede nasıl davranılacağını,nerde ne söylenip ne söylenilmemesi gerektiğini,hiçbirini zerre bilmezdin.patavatsızın tekiydin.tam bir dangalaktın.dar görüşlüydün.at gözlüklerinle gezerdin.annem babam dahil herkesten kıskanırdın beni.manyaklık derecesinde kıskançtın.yaptığım birşey için benim saatlerce ağzıma sıçar,sonra gider farkında olmadan aynı şeyi kendin yapardın.ardından da utanmadan konuyu geçiştirmeye çalışırdın.senin yüzünden güzel ülkemin koskoca bir coğrafi bölgesinden soğudum ben be!oh be! iyiki ayrılmışım lan senden!

yalnız yazıya nasıl başlamıştım,nasıl bitirdim.ben de anlamadım niye böyle oldu.ama iyi de oldu valla.normalde insanlara nefret kusmayı asla beceremeyen bir insanım.ama kusunca rahatlıyormuşum.şu an pırıl pırılım.gökyüzü falan bir değişik parlıyor,güneş daha bir ışıl ışıl sanki...